15:26  ARAPÇA TABELALAR TÜRKÇELEŞIYOR   15:11  ÇIN, ÇOCUKLARA ÜCRETSIZ AKıLLı SAAT DAĞıTMAYA BAŞLADı  15:20  BAŞKAN SEÇER: SORUNLARI TEK TEK ÇÖZECEĞİZ  14:55  CHP’LI GÖKÇEL: KONTEYNER LIMANı KAÇıRıLAMAZ   14:52  BU DURAKTA DURAN AYRıLAMıYOR  15:14  BAŞKAN SEÇER IKINCI YURTDıŞı ZIYARETINI ÇIN’E YAPACAK   15:11  YENIŞEHIR SOKAKLARıNDA ÜÇLÜ TEMIZLIK   15:07  MERSİN’İN MARKA DEĞERİ..!  15:03  İMAR VE RUHSAT MÜDÜRLERI MEZITLI’DE TOPLANDı  12:59  PERINÇEK: FETÖ’NÜN SIYASI AYAĞı ALI BABACAN’DıR  17:02  PARKOMETRE ÇÖZÜM DEĞİLDİR  13:46  ÜRETICI KADıNLAR ŞANLıURFA’Yı GEZDI  13:22  BAKAN’DAN GÖKÇEL’E İTİRAF GİBİ CEVAP:   10:20  İŞSIZLIK RAKAMLARı AÇıKLANDı  10:08  YENIŞEHIR SEMT POLIKLINIĞI HASTA KABULÜNE BAŞLADı   22:15  MEZİTLİ BELEDİYESİ, ÇEVRE BAKANLIĞININ DAVALTEPE 100. YIL PLAJI PLANINA İTİRAZ ETTİ   22:15  HDP İLE MİLLİYETÇİ YA DA ATATÜRKÇÜ BİR İTTİFAK YA DA HÜKÜMET MÜMKÜN MÜDÜR?  16:46  MEZITLI’DE ÜRETICI KADıNLAR KOOPERATIFLEŞIYOR  15:19  MERSIN’DE DENIZ KIRLILIĞINE GEÇIT YOK   15:18  UZMANLAR YENIŞEHIR IÇIN NELER ÖNERDI?  

“Üniter Manifesto”dan,“Modüler Beyanname”ye | DEMOKRAT MERSİN GAZETESİ
image

Prof.Dr.Esat ARSLAN
“Üniter Manifesto”dan,“Modüler Beyanname”ye

Aslında ikisinin de,hem ‘manifesto’ hem de ‘beyanname’Güzel Türkçemize “bildirim, bildirge”olarak kazandırılmıştır. Dilimize yabancı bu iki sözcüğün manası karşılığında bu sözcüklerikazandıranları kutlamak gerek, ne de güzel anlamlandırılmış sözcükler, öyle değil mi, Sevgili Okurlar. Ama gelin görün ki, “Cumhur İttifakı”nınsöylemlerinde doludizgin, “Manifesto”kelimesiegemen, diğer tarafta “Millet İttifakı”bı“Beyanname” açıklamaları bizleri seçime de yabancılaştırıyor. Peki, ağızlara pelesenk olan bu “Manifesto”– çoğu kez ‘Komünist Manifesto’dan anımsarız - sözcüğünün kökeninereden gelmektedir?Diyesoracak olursanız? Hemen ilk ağızda denizcilik dili olarak dilimize girmiş olan İtalyanca bir kelimedir, diyebilirim. İtalyanca ‘Manifesto’ kelimesiFransızca “manifeste”"yeminli ifade veya imzalı bildiri” sözcüğünden alınmıştır.Kuşkusuz bunların hepsi de Latince “manifestum”"'el basılmış şey'" sözcüğünden evrilmiştir.Yani bir ‘Misak’tır, Kur’an’a, İncil’e el basarak yemin etmek gibi bir eylemi ifade eder. Kurtuluş Savaşının temel ilkeleri olan “Misak-ı Milli” (Ulusal Ant) ve 17 Şubat 1923 tarihinde İzmir’de icra edilen Birinci Türkiye İktisat Kongresinde alınan “Misak-ı İktisat”(İktisat Andı) bu bakış açısının birer yansımasıdır. Siyaset bilimde kullanılır şekliyle, “Toplumsal bir hareketin siyasal inanç ve amaçlarının açık bir ifadesi” olarak anlamlaştırılmıştır. Aslına bakarsanız, “manifesto”nun yalın anlamı da “değişimin açıklanması, geleceğin betimlenmesi ve ortaya konan hedefin gerçekleştirilmesi”dir. Yoksa -siyaseten açıklandığı için söylüyorum-tabii ki, bir denizcilik terimi olarak, “gemi kaptanının gümrük işlemlerinde konşimentolarına ve hamule senetlerine göre düzenlenen yük belgesi”değildir. Kuşkusuz “Manifesto” daha genel bir anlam taşır ve eldekiyle, bagajdakiyle, torbadakiyle geleceğin planlanması, şekillendirilmesive ortaya konan amacın gerçekleştirilmesi biçiminde dillendirilir.En ayırıcı özelliği ise millilik vasfıdır. Milliliğin yanında bir duruş, bir tavır sergilenmesidir. Bu özelliği ona bir “Milli Duruş Andı” kazandırır.  İşte bu açıdan bakıldığında “Cumhur İttifakı”nınortaya koyduğu  “Manifesto”, bir “Milli Duruş Andı”dır. Bütünleşikliği, birleşikliğive üniter yapıyı ifade etmektedir. Gerek 1924 Teşkilat-ı Esasiye (Genel Örgütlenme) Yasasının 66. Maddesi ile 1982 Anayasasının 88. Maddesinde belirtilen “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür.”veciz ifadesi üzerine bina edilmiştir. Türkiye Cumhuriyetine yurttaşlık bağı ile bağlı olan devletin kurucu unsurudur, unutmayalım.

Gelelim Cumhuriyet'i kuran partinin bir anlamda ‘Millet İttifakı’nın ortaya koyduğu 230 sayfalık “Seçim Beyannamesi”ne. Beyanname sözcüğünün genelgeçer anlamı da bildirge, bildirimdir.  Bu Arapça ve Farsça bileşik sözcüğü Osmanlıca hukuk jargonundan alınmıştır. Daha çok da kendini devlete ifade etmek için kullanılan resmievrakın adıdır. Başka bir deyişle beyana dayalı resmi işlemlerde, beyanın yapıldığı kurumun istediği bilgilerin doldurulduğu matbu form şeklinde biçimlendirilir.Ama siyaset biliminde daha çok halkların kendilerini ifade etmede kullandıkları bir hukuki sözcüktür. Uluslararası hukukta geçerliliği vardır. Manifesto, birleşikliği, bütünleşikliği çağrıştırırken, beyanname sözcüğü, modüler bir yapıyı, çoğu kez de ayrımsallığı ifade eder.Bu bir nevi ayrımsallığı kurumsallaştıran Yugoslavya modelidir. Derin düşündüğünüzde açık ve seçik söyleyelim, benzerlikleri kuramsallaştırakCumhuriyet'i kuran partinin,HDP'nin yüzde on oyunu almak adına ayrımsallıkları kurumsallaştırmayı hedefleyerek bir “ÜniterCumhuriyet'i Yıkma Bildirgesi”dir.

Bu konuyu derinlemesine anlayabilmek için Ocak 1923 ayı ile Mayıs 2018’i karşılaştırmak gerekmektedir. XIX yüzyılın ikinci yarısından itibaren entel çevrelerde anlam kazandırılmağa çalışılan “Manifesto” sözcüğü, Kurtuluş savaşı sonundan itibaren devletin adının ne olacağı tartışılmağa başlanıldığı Ocak 1923’den itibarençokça telaffuz edilmeye başlanılmıştır. Kurtuluş Savaşıyla birlikte ‘Misak-ı Milli’yle bütünleşen TBMM, yeni Türk devletinin kuruluşunun önündeki engelleri ortadan kaldırarak yeni kurulacak devletle ilgili düşüncelerin, görüşlerin yolunu açmıştır. Bu yol, bir model olarak Kurtuluş Savaşından zaferle çıkan genç Türkiye Devleti için laik, demokratik hukuk devleti olarakTürkiye Cumhuriyetinin yolunu aydınlatmıştır.

Oysa ki, devletin adının tartışılmaya başlanıldığı 1923 yılının ilk ayından itibaren, köktenci “Anadolu İslâm Federe Devleti”bir risalede, ılımlı İslam modelini benimseyen bir ‘İslam Cumhuriyeti’de bir beyannamede kendinin göstermiştir.  Bu iki devlet modeli için ayrımsallık beyannameleri geliştirilmiştir. Örneğin, “Anadolu İslâm Federe Devleti”’ninfundamentalist İslam ilkelerini içeren manifestosu 14 Ocak 1923 tarihinde Karahisarsahib-i mebusu Hoca İsmail Şükrü Efendi’nin “Hilafet-i İslâmiye ve Büyük Millet Meclisi”risalesinde ortaya konulmuştur. Bilmem dikkatinizi çekti mi? Hoca Şükrü Efendi’nin “Hilafet-i İslâmiye ve Büyük Millet Meclisi” risalesinde bir çırpıda atılan sözcük ‘Türkiye’ olmuştur. Bu risalede TBMM’nin adı bile “BMM” olarak değiştirilmiştir. Köktenci Siyasal İslamcıların “Türk ve Türkiye” sözcüklerini günümüzde de söyleyememelerinin ardında yatan neden budur.Uyanalım, uyanıklık gösterelim, sevgili okurlar.

Mustafa Kemal Paşa,köktenci “Anadolu İslâm Federe Devleti”meydan okumasına, İzmit Basın toplantısıyla yanıt vermiştir. Gazi, saltanat ve hilafet konusunda alınan kararların halk üzerinde ne gibi etkiler yaptığını belirlemek amacıyla çıktığı Batı Anadolu Gezisi sırasında İzmit'te dönemin bazı İstanbul gazetelerinin başyazar ve yazar konumundaki gazetecilerle yaptığı “basın toplantısı” bu meydan okumaya bir yanıt niteliğinde cevap vermiştir. 16 Ocak 2018 tarihinde saat 21.30’da başlayıp beş buçuk saat süren bu basın toplantısında, o günlerin en önemli gündem meseleleri olan; “Lozan Barış Konferansı, yeni Türkiye devletinin temel ilkeleri, hükümet ve yönetim şekli, Saltanat ve Hilafet meseleleri, toplum yaşamının çeşitli alanlarında yapılacak devrimler ve siyasî parti olarak bir “ Halk Fırkası'nın kurulması” gibi konularda TBMMBaşkanı doğrudan açıklamalar yapmıştır.Hemen arkasından da İzmit Basın toplantısına bir karşı koyma olarak Doğu Halkları Vaizi sıfatıyla Ankara’ya gelmiş bulunan Nur Risalelerinin Büyük Üstadı, Said-i Nursi’nin “Ilımlı İslam”’ınbeyannamesi19 Ocak 1923 tarihinde “Avamir-i Aşara” yani‘On Emir’ olarak gündeme oturmuştur.  TBMM’nin 1 Kasım 1922 tarihinde saltanatı kaldırmasıyla hilafeti siyasî iktidardan arındırılmış manevî bir kurum haline sokulmasına muhalefet eden Karahisar-ı Sahip mebusu Hoca İsmail Şükrü Efendi'nin “Hilafet-i İslâmiye ve Büyük Millet Meclisi” başlıklı risalesinin yayınından dört gün, GaziPaşa’nın İzmitBasın Toplantısı’ndan ise iki gün sonra, 19 Ocak 1923 tarihindeSaid-i Nursi,"Mebuslara Beyanname" adıyla “On Emri”niyayınlamıştır. Günümüz FETÖ’cülerinin istemleri bu beyannameyle ete kemiğe büründürülmüştür. Dikkat edelim bu bir ılımlı ‘İslam Cumhuriyeti’nin bildirgesidir. Buna neden ise, demokratik usul çerçevesinde saltanatın kaldırılmasını sağlayan Kurtuluş Savaşı’nın Başkomutanı ve TBMM Hükümetinin Başkanı sıfatıyla Mustafa Kemal Paşa’nın yapmış olduğu ‘İzmit Basın Toplantısı’ bazı mahfillerde hilafetin ilgası sürecinin bir şekilde başladığı biçiminde algılanmıştır. Zamanlaması ve içerikleri bakımından hem “Köktenci Siyasal İslam”’ın hem de “Ilımlı İslam”’ınbildirgeleriAnkara'yakarşı,  İstanbul’u büyük ölçüde meşrulaştıranbir siyasetin ürünü, “kapalı kapılar arkasında olası bir toplumsal hareketin siyasal inanç ve amaçlarının açık bir ifadesi”dir. Federatif ve konfederatif yapıları savunan bu iki beyanname de ayrımsallıkları kurumsallaştırarak üniter yapılanmaya karşı durduğu gibi, aynı zamanda bizzat Mustafa Kemal’e karşı bir gözdağı niteliğinde olmuştur.

İkinci TBMM seçimlerinden (1923-1927) önce, TBMM bir nev’i Devlet Başkanı konumundaki, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin Başkanı Gazi Paşa tarafından yayımlanan seçim bildirgesi 8 Nisan 1923 tarihinde “9Umde (ilke) olarak Birinci TBMM ‘nin son oturumunda kabul edilerek yayımlanmıştır. Dokuz maddeden oluştuğu için “9 Umde” olarak bilinmektedir. Başlangıç bölümünde, önde gelen amacın, ekonomik kalkınmayı sağlamak olduğu belirtildiği ve Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin, Cumhuriyet Halk Fırkası adıyla siyasî bir partiye dönüştürüleceğinin açıklandığı bildirge, İzmir’de halkın her kesiminden büyük bir katılımla gerçekleştirilen Birinci Türkiye İktisat Kongresi’nin sonuçları beşinci maddede bir bütün olarak “Misak-ı İktisat” olarak yer almıştır. Türkiye’nin ekonomik amacı liberal ağırlıklı karma ekonomik model olarak bu tarihi kurucu belgede, manifestoda yerini almıştır.  Egemenliğin kayıtsız şartsız ulusa ait olduğu, halkın, kendi kendini yöneteceği ve ulusun tek ve gerçek temsilcisinin TBMM olacağı yadsınamaz bir gerçek olarak ortaya konulmuştur. Hiçbir şeyin geriye doğru işlemeyeceği ve her iki beyannameye bir karşı koyma refleksi olarak Saltanatın kaldırıldığına ilişkin 1 Kasım 1922 tarihli yasa, asla değiştirilemeyecek bir ilke olarak bağıtlanmıştır. ‘Yurtta Barış, Cihanda Barış’ ilkesi kapsamında önde gelen görevin, ülkenin tam bir güvenliğe ulaşması olarak betimlenmiştir. Bağımsız yargıya gelince mahkemelerin hızla adaleti sağlamaları vazgeçilmez bir ilke olarak bu manifesto’da yerini almıştır.

Kamu işlerinin hızla görülmesi için, bütün kadrolara, çalışkan, yetenekli ve dürüst görevliler yerleştirilecek; devlet işlerinde aydınların ve uzmanların görüş ve uyarıları gözönünde bulundurulacaktır.Eğitim ve öğretim çağdaş ilkelere göre düzenlenmesi, halkın aydınlatılması ve eğitilmesi, bayındırlık işlerinde özel kesimin, devletin yanında yer alması sağlanması, malî, ekonomik ve yönetsel bağımsızlığımızı sağlamak koşuluyla, barış yapılmasına çalışılarak; bağımsızlığı gölgeleyebilecek hiçbir sözleşmeninonaylanılmayacağı temel ilke olarak bağıtlanmıştır. Görüldüğü gibi ‘9 Umde’ hem yeni Türk Devletinin kuruluş bildirgesi hem de ülkenin o günkü koşullarda bir zihinsel analiz sonucu yapılması gerekenlerin bir acil eylem planı şeklinde halka duyurulmasını içermekteydi. Bağımsız ve tarafsız yargı ve adil hukuk sistemindeadil yargılanma hakkı, “ancak ve sadece “evrensel hukuk ilkelerine bağlı kalan mahkemeler” tarafından sağlanabileceği‘9 Umde’nin içeriğinde kendini göstermiştir.

Üzülerek ifade etmek gerekir ki, ayrımsallıkları kurumsallaştıran Yugoslavya örneği ortalık yerde dururken, Ortadoğu baştan aşağıetnik, meşrepve mezhepselçatışmalarla halklar ortadan kalkmışken, hala CHP’nin 26 Mayıs 2018 sözde çözüm reçetesinde meseleyi Kürt Sorunu olarak ortaya koyması, cahilliğin ötesinde belirli maksadın da açık bir ifadesidir. Bu Hendekçilerin arkasında saf tutmak demektir.  Ortadoğu'nun tek ilacı ayrımsallıklarıortadan kaldırmak, herkesin vergi mükellefi yapılması,  hukuk karşısında eşit olduğu hukuk ve yurttaşlık sistemini ortaya koyabilmektir.

Etnik pazarlıklar, açılımlar, süreçler, eyaletler, sözde kurucu halkları betimleyen yeni anayasalar ülke gündeminden artık düşmelidir. HDP'nin yüzde on oyunu alabilmek uğruna,  Fırat'tan doğusunu, Türkiye Cumhuriyetinden 15 ilive dört yüz bin km. kareninpazarlık olarak masaya konulması, ülkenin bu kısmını PKK/KCK gibi terörist etnik milliyetçilere teslim edilmesi AB(D)’nin amaline hizmet etmekten başka bir şey değildir. 8 Nisan 1923 tarihinde ABD-Kanada ortaklık grubundan Ottoman-American Development Company'e kısa adıyla Chester Projesinde bile 4.400 km. demiryolu yapımı karşılığında 99 yıllığına çalıştıracak arazi mesahası 176.400 km. karedir. Bu seçim beyannamesiyle dört yüz bin km. kareyi pazarlık konusu haline getirilmesini anlamak mümkün değildir.

İnsan sormadan edemiyor, peki nerede bu çözüm reçetesinde FETÖ? Maalesef  FETÖ'den tek satır niye yok, sevgili okurlar. Peki, bu açılım bildirgesinde CHP'nin "altı ok"u nerede? Türkiye Cumhuriyeti üniter ve milli duruşu olan bir ulus-devlettir. Efendim, bu beyannamede, milliyetçilik,  eşit yurttaşlığa dönüşmüş; devletçilik olmuşmu sana insani kalkınma; laiklik olmuş özgürlükçülük; halkçılık ise olmuş hümanizma, devrimciliğin de köküne kibrit suyu. Bunun yerine gelmiş, aslan demokratlık.Heyhat ki, ne heyhat. İşte bunun için diyorum ki, benzerlikleri kuramsallaştırak Cumhuriyet'i kuran parti, HDP'nin yüzde on oyunu almak adına ayrımsallıkları kurumsallaştırmayı hedefleyerek bir Üniter Cumhuriyet'i yıkma bildirgesini halkımızın gündemine taşımıştır.

Sonuç

Avrupa’nın birçok bölgesinde partilerdeki örgütsel değişiklik genel olarak herkesi kucaklayan kitle partisi safhasına geçmeden doğrudan kartel parti modeline doğrudan atlama yaptığı görülmektedir. Türk Siyaseti genel olarak hâlâ lider odaklı parti siyasetidir. Bu yüzden Türkiye’deki bugünkü tartışmaların çoğu partileri daha demokratik ve duyarlı yapmaya hedefleyen yeni politikalar etrafında dönmektedir.[1] Türk politikasının en büyük duyarlılıklarından biri lidere her şeyiyle bağımlı, ancak seçmenlerine duyarlı olmayan milletvekilleridir.  Siyasetin prestij dahil maddi getirileri sınırlandırılabildiği takdirde, siyasete gireceklerin kişisel maddi kazançtan ziyade daha idealist saiklere eğilebilecekleri düşünülmektedir.


[1]Ergun Özbudun, Çağdaş Türk Politikası, Demokratik Pekişmenin Önündeki Engeller, İstanbul, Şubat 2003,  s. 95

 



 Yazı Tarihi : 1.6.2018 14:05:31 | E-Mail :
 
   
 
  YAZARIN ARŞİVİ
 
  • Kayıkçı Değil “Mektup”Kavgası

  • ABD’NİN TÜRKİYE UYARILARI

  • Yunanistan’ın Millî Mücadeledeki Marifetleri

  • Dışpolitik Tanınmada “Galatlar”

  • Bekâ’nın Önsözü: “Çanakkale Savaşı”

  • Siyasette Katılımcılık

  • Bekâ

  • Büyük Çevreleme–Büyük Oyun

  • Macron’un Güney Kıbrıs Aşkının Kökleri

  • Fransa’nın Yaptığını…

  • ULUSLARARASI HUKUKTA MEŞRU MÜDAFAA

  • MEYDAN OKUYAN DEVLET TERÖRİZMİ

  • Trump’ın Üç Ahbap Çavuşları

  • Fransa Suriye’de ABD’nin yerini alabilir mi?

  • Fırat’ın Doğusuna Akçakale’den Bakış

  • Münbic ve Fırat’ın Doğusunun Özgürleştirilmesi

  • Fırat’ın Doğusu Türk-Arap Savaşı’na Dönüştürülürken

  • Savaşların Vüs’atı Değişirken:” Hibrit Savaş”

  • Kamunun Tasarrufu

  • Selâbet-i İktisadiye

  • Yeniden “Misak-ı İktisat”

  • “Üniter Manifesto”dan,“Modüler Beyanname”ye

  • Partilerin Aday Belirle Serüveni

  • Yenikapı’dan Kudüs’e Tek Yürek

  • Türkiye’de Kitle Partisi Olabilmek

  •  
      YORUMLAR
     
    Adınız Soyadınız :

    Yorumunuz          :

    Güvenlik Kodu     : Güvenlik Kodu
    Kod                        :

     

     
      HIZLI ARA
     
     
     
      HAVA DURUMU
     
    ..

    Mersin Haberleri, Mersin Son Dakika, Mersin Haber, Haberler, Son Dakika, Mersin, Mersin Siyaset



     
     
    ANASAYFA İLETİŞİM KÜNYE GİRİŞ SAYFAM YAP SIK KULLANILANLARA EKLE GİZLİLİK İLKELERİ

     
    Siteden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
    demokratmersin.com © Copyright 2007-2019 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz, kopyalanamaz, kullanılamaz.

    URA MEDYA