Aleksandr Dugin : Kuzey’de Rusya, Güney’de Türkiye | DEMOKRAT MERSİN | Mersin'in Demokrat Gazetesi

 
 
16:25  8 MART, İNSANLIĞA BİR ÇAĞRI!  12:47  TERK EDILMIŞ EVDEN, 4 RÖMORK ÇÖP TOPLANDı  12:38  BAŞKAN ÖZYIĞIT, İNÖNÜ MAHALLESI ESNAFıNı ZIYARET ETTI  12:25  BAŞKAN YILMAZ’DAN, ARSLANKÖYLÜ HEMŞEHRİLERİNE "VEFA" MEKTUBU  11:08  SILAH TEDARIKÇISI VE TERÖR İHRACATÇıSı: ABD  10:41  KıZKALESI’NIN ALTYAPı HASRETI SONA ERDI  10:35  ARSLANKÖY’ÜN KURTULUŞUNUN 101’INCI YıLDÖNÜMÜ KUTLANDı  10:15  “YENİŞEHİR’DE ÇÖPLER ARTIK DOĞAYI KİRLETMEYECEK”   10:14  AKDENİZ BELEDİYE MECLİSİ MART AYI TOPLANTISINI YAPTI  10:12  HDP’NİN VE PKK’NİN SONU GÖRÜNMÜŞTÜR!  10:09  DOĞU PERINÇEK: ABD HER CEPHEDE KARŞıMıZDA!  14:03  YENIŞEHIR BELEDIYESINDEN ÜCRETSIZ RUSÇA DIL EĞITIMI  14:02  BÜYÜKŞEHIR’DEN SIVRISINEK VE LAVRAYA KARŞı YOĞUN MÜCADELE   13:56  FREKANS A SERGISI SONA ERDI  13:54  AKDENIZ BELEDIYESI, SOKAK HAYVANLARı IÇIN YUVA YAPıYOR  11:57  DOKTOR HALUK TARSUS’A DERMAN OLDU  11:55  MERYAD BAŞKANI COŞKUN DOĞMUŞ, “HOCALI KATLİAMINI UNUTMADIK”  11:53  BAŞKAN SEÇER’DEN POLİPROPİLEN TESİSİ VE MEVCUT LİMANIN GENİŞLEMESİ HAKKINDA AÇIKLAMA  11:45  BATı’NıN SÖMÜRGECILIK TARIHI  11:52  AKDENIZ’DE TARIHI MERSIN EVI GELECEĞE KAZANDıRıLDı 

Söyleşi tarihi: 02 Ocak 

Rusya'nın en etkili dış politika uzmanlarından Aleksandr Dugin, Ulusal Kanal'dan Teoman Alili'nin sorularını yanıtladı.

Aleksandr Dugin Aydınlık'a konuştu: Kuzey'de Rusya, Güney'de Türkiye

 

TEOMAN ALİLİ - ÇEVİREN: YAĞMUR ALİLİ

Rusya'nın en etkili dış politika uzmanlarından Aleksandr Dugin, Ulusal Kanal'dan Teoman Alili'nin sorularını yanıtladı.

İyi akşamlar Sayın Dugin. Nasılsınız?

"Teşekkür ederim."

Ben teşekkür ederim. Röportajımızı kaydetmeye başladık şu anda. Öncelikle Türkiye'den iyi dileklerimizi gönderiyoruz. Sizi tekrar gördüğümüze sevindik.

"Ben de. Teşekkür ederim."

-İlk sorumla başlıyorum öyleyse. Büyük Atatürk vasiyetinde "Sovyetler Birliğiyle ya da Rusya'yla ilişkileri bozmayın" diyor. Türkiye ve Rusya ilişkilerinin şu anda gayet iyi olduğunu görüyoruz. Bizce oldukça iyi. Sizce bu ortaklık her alanda daha kapsamlı bir şekilde değerlendirilir mi? Savunma sanayii, ticaret, enerji ve uzay araştırmaları gibi.

"Öncelikle söylemeliyim ki modern çağın çok kritik bir noktasında yaşadığımızı düşünüyorum. Bu bir geçiş dönemi, bir dünya düzeninden diğerine geçiyoruz. Biz yüz yıllar boyunca birçok yönetim şeklini geride bıraktık. Batı değerlerine bağlı ulusal devletler vardı, bunların dışında üç ayrı küresel kol vardı, milliyetçilik, komünizm, liberalizm. Kapitalizm vardı. Soğuk savaş vardı kutuplaşmış bir dünyada. Bir de son olarak Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra kurulan tek kutuplu dünyayı yaşadık. Ve şimdi dünyanın yeniden şekillendiği bir değişim dönemini yaşıyoruz. Bu tek kutuplu dünyanın yeniden çok kutuplu bir dünyaya dönüştüğünü görüyoruz. Bu çok çok aciliyet gerektiren çok kutuplaşma dönemine Rusya'nın ve Türkiye'nin adını kazıması gerekiyor. Şunu anlamalıyız ki önceki dünya düzeninde birçok eylemsizlik vardı ve bu Rusya ve Türkiye ilişkilerini bozabilirdi. Fakat bizim şu anda geleceğe odaklanmaya ihtiyacımız var. Yani, ilişkilerimizin geçmişteki durumdan memnun olup olmamamız önemli değil fakat gelecekten beklentilerimiz olmalı. Paradigmayı değiştirmeliyiz. Yani, Rusya'nın Türkiye ile ilişkileri, yaklaşmakta olan gerçeklikle ele alınmalı. Şu an ne olup bittiğine odaklanmalıyız ve önümüzü iyi görmeliyiz. Geçmişe değil geleceğe bakmalıyız. Ne yapacağımıza, ne yapmamız gerektiğine bakmalıyız. Önümüzde bir gelecek var. Buradaki soru Rusya ile Türkiye'yi neyin birleştireceğidir; geleceğin ortak vizyonu nedir? Bu çok önemli. Geçmişin değil geleceğin. Ve bu gelecek, iki ülke için de, ikisi için de açıkça çok kutuplu bir dünyayı seçiyor. Bunun anlamı hem Rusya hem de Türkiye için şudur: Bu iki ülke de çok kutuplu dünyanın bağımsız ve sorun çözücü kutupları olmalıdır. Bu çok kutuplu dünya bize nereye ait olduğumuzu da sorgulatıyor. Rusya'nın bu soruya cevabı Avrasya’dır. Türkiye'nin cevabı da Avrasya’dır. Rusya sadece Batı dünyasının bir parçası değildir. Türkiye de sadece Batı dünyasının bir parçası değildir. Bu durumda biz Avrasya'da konumlanmalıyız. Bizim Ruslar olarak kültürümüzde Batı’dan aldığımız birçok özellik vardır fakat Doğu’dan aldığımız birçok özellik de vardır. Türkler için de bu böyle. O yüzden merkezi olarak Avrasya insanları olarak önümüzdeki çok kutuplu dünyada, çok kutuplu gelecekte yerimizi almalıyız. Yeni mücadele budur. Buna odaklanmamız gerek. Kemal Atatürk'ün Rusya ve Türkiye ilişkilerinin rotasıyla ilgili dahice öngörüsüne tamamen katılıyorum. Geleceği görmekle de kalmamış gelecekten ilham almıştır. Rusya ve Türkiye'nin rotası geleceğe bağlıdır, bizim gerçekleştirmek zorunda olduğumuz geleceğe bağlıdır. Ana yaklaşımımız bu olmalı. Özgünlüklerini koruyan çok kutuplu bir dünya. Birbirimizi kendine özgü kutuplar olarak tanımalıyız. Rusya Türkiye'yi büyük bir güç olarak kabul etmeli ve Türkiye de Rusya'yı büyük bir güç olarak kabul etmeli. Birlikte Ortadoğu'da, Akdeniz'de, Karadeniz'de, Kafkaslar'da ve Güneydoğu Avrupa'da güç dengelerini yeniden düzenleyebiliriz. Ama birlikte. Ne sadece Rusya'yı bir kutup olarak merkeze koyarak, ne de sadece Türkiye'nin milli çıkarlarını savunarak. Bunların hepsini dikkate alarak, bunların hepsini harmanlayarak ve bu iki büyük gücü de koruyarak.

Bir başka şey, bence Kuzey'le ilgili konularda Rusya'yı daha fazla dikkate almak, Güney'le ilgili konularda Türkiye'yi daha fazla dikkate almak gerekiyor. Örneğin Doğu Akdeniz'de Rusya'nın ulusal çıkarları dolaylıdır, doğrudan çıkarları yok. Fakat Türkiye'nin doğrudan ulusal çıkarları vardır. Bizim burada tabii ki Türkiye'nin yanında olmamız gerekir fakat aynı zamanda Rusya'nın talepleri de göz ardı edilmemeli. Bununla beraber Türkiye de Rusya'nın Kafkaslar'daki ya da Orta Asya'daki doğrudan ulusal hassasiyetlerini görmeli fakat Türkiye'nin buradaki dolaylı hassasiyetleri de göz ardı edilmemeli ve tabi ki Akdeniz'de, Libya'da, Irak'ta, Anadolu'da, Ortadoğu'daki doğrudan hassasiyetleri de unutulmamalı. Bu bir asimetri, bir anlamda asimetri. Ve bizim bu konuları daha fazla keşfetmemiz gerekiyor. İlişkilerimizi gelecekte sağlam temeller üzerine kurmamız için bu önemli. Bizim sadece taktiksel seviyede değil, tam manasıyla stratejik müttefik olmamız gerekiyor. Rusya ve Türkiye olarak. Şunu iyice anlamamız gerekiyor, her iki ülke için de uzun vadeli bir stratejik müttefiklik olmalı bu. Taktiksel açıdan uzlaştığımız temeller üzerine oturan uzun vadeli bir stratejik müttefiklik kurmalıyız. Bunu başarmalıyız ve bunun yanında bu iki ülkenin gelecekten beklentilerini daha iyi anlamalıyız. Rusya geleceği nasıl kavrıyor ve Moskova gelecekten ne bekliyor? Aynı şekilde Türkiye geleceği nasıl kavrıyor, nasıl çözümlüyor ve gelecekten beklentisi nedir? Gelecekteki bu çok kutuplu dünyada kendisini nerede görüyor?

Geçmişleri değil, gelecekten beklentileri şekillendirmeli. Rusya ve Türkiye'nin Avrasya müttefikliğini… Geçmiş çok önemlidir fakat biz şimdi geleceğe odaklanmalıyız. Bu çok kutuplu dünyayı kurarken aynı zamanda tek kutuplu dünyanın müttefikliklerini koruyamayız. Örneğin NATO. Türkiye NATO üyesi olarak kalmaya devam ettiği sürece, oluşacak bu çok kutuplu dünyada tam manasıyla bir stratejik ortaklıktan söz edemeyiz. Ya da NATO'yu başka bir şeye çevirmemiz gerekir ki sadece Kuzey Atlantik'in Batı merkezli müttefiklik yapısını temsil etmesin. Ki bunun için NATO'nun jeopolitiği, ideolojisi ve tarihsel kurallarının bütünüyle değişmesi gerekir. Ya da tamamıyla yok edilir ve o zaman tamamen yeni prensipler temelinde yepyeni bir çeşit müttefiklik inşa etmeyi hayal edebiliriz, çok kutuplu dünyanın prensipleri ile."

-Sayın Dugin, Atlantik cephesinin, Akdeniz'de ve Karadeniz'de bazı askeri tatbikatlar yaptığını görüyoruz. Örneğin Türkiye, Rusya, İran ve Çin'in bu bölgelerde ortak bir tatbikat yapma ihtimali var mı? Yakın bir zamanda sizce böyle bir şey mümkün mü?

"Kesinlikle. Bence düzenlenmesi kesinlikle mümkün. Çok kutuplu bir dünya düzenini kurma yolunda, çok kutuplu askeri müttefikliklere de açık olmalıyız. Örneğin bu Türkiye'nin ABD ile yapabileceği ortak tatbikatları bunun haricinde tutması anlamına gelmez. Ya da Türkiye'nin Rusya silahlı kuvvetleriyle ile ortak tatbikatları ya da Çin silahlı kuvvetleriyle ile İran ile ortak tatbikat yapmaması anlamına gelmez. İlişkileri ayrıştırmalıyız. Bu ayrıştırmayı ülkeler üzerinden değil, sadece ülkeler üzerinden değil medeniyetler üzerinden yapmalıyız. Çünkü çok kutuplulaşma ulusal devletlerle ilişkili değildir. Sistemin dengelerini yeniden düzenlemeye dönük bir değişim değildir. Tamamen yeni bir olgudur. Medeniyet temellerine dayalı dünya düzeninin yaratılmasıdır, ana aktörler tarafından. Anlamamız gereken şey, çok kutupluluğun getireceklerinin, ve çok kutuplu askeri operasyonların da, medeniyetler arasında gerçekleşeceğidir. Şii ve Sünni medeniyetleri, Rus ve Türk medeniyetleri, Çin ve Hint medeniyetleri, Hint ve Türk ya da Avrupa hatta Amerikan. Bizim hazırlıklı olmamız gerekiyor Karadeniz'de, Hazar Denizi'nde, Akdeniz'de, bu bölgelerde gerçekleşebilecek terör saldırılarına karşı ya da herhangi başka karşı saldırılara. Bu yüzden bu tehlikeleri yok edebilmek için ortak tatbikatlar yapmaya açık olmamız gerekir. Güvenliğimizi sağlamak için güvenlik sistemimiz üzerinde birlikte çalışmalıyız. Bence bu yolda her şeyi mümkün kılabiliriz, önümüzde yeniden boyutlandırılabilir şekilde açık bir yol var. Bence bu yönde ihtiyacımız olan en önemli şey Doğu Akdeniz'de Rusya ve Türkiye'nin ortak tatbikatlar düzenlemesidir. Çünkü şu anda Kuzey Kıbrıs sorununu, Suriye sorununu, Libya sorununu yaşıyoruz. Buralarda bazı şeyler bizi ayırıyor bazı şeyler birleştiriyor. Burada bizi ayıran değil birleştiren şeyleri vurgulamak gerekiyor. Bu sebepten Rusya ve Türkiye'nin ortak askeri tatbikatlar yapmasını desteklemek ve önermek önemli. Çünkü bu bölgede  askeri tatbikatlar yapan diğer ülkeler Fransa, Yunanistan, ABD ve Körfez ülkeleri bu tatbikatları kendi çıkarlarını korumak açısından değerlendiriyorlar. Türkiye'nin ulusal çıkarları bu çıkarlara dahil değil. Rusya bu uzlaşma sahasında Türkiye için bir belirleyici olabilir. Burada yine çok kutuplu askeri operasyonların önemini vurgulamamız gerek. Bu tatbikatların özellikle belli bir tarafa karşı yapılması gerekmez. Fakat kendi ulusal güvenliğimizi korumak ve bölgedeki muhtemel terör tehditlerini saptama amacı taşıyan, ortak düzenlenecek yakın askeri tatbikatlara ihtiyacımız var. Karadeniz’de, belki Kafkaslarda, Kafkasya’nın güneyinde, belki, Ortadoğu'da, ya da Doğu Akdeniz'de. Çünkü Doğu Akdeniz Türkiye'nin ulusal güvenliği açısından önemli bir bölge. Fakat Rusya da bu alandaki gelişmelere oldukça müdahildir; Suriye'de, Libya’da, Irak'ta, hatta Lübnan’da. Dünyanın bu bölgesinde bizim ulusal çıkarlarımız Türkiye’nin ulusal çıkarlarıyla örtüşüyor, kabaca örtüşüyor ve bu çok kutuplulaşmayı destekleyen bir durum. Çünkü Rusya ve Türkiye, her iki ülke de bu bölgede. Batı Atlantik etkilerini silmeyi ve bölge aktörlerinin global dünyaya karşı bağımsızlıklarını pekiştirmeyi önemsiyor. Türkiye’nin askeri ve siyasi gücünü ortaya koyarak, stratejik ve jeopolitik olarak sorun çözücü bir aktör olması bölgedeki Global Batı Güçleri tarafından baltalanmak isteniyor ki Türkiye karşısındaki plan bu. Çünkü Batı, ABD, Avrupa, Fransa, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki varlığını silmek istiyor. Ve buradaki çok kutuplulaşmayı da yok etmek istiyorlar. Rusya bu bölgede Türkiye'yi desteklemek için bütün gerekçelere sahip. Türkiye’nin Doğu Akdeniz'deki pozisyonunu stratejik askeri pozisyonunu pekiştirmek ve Tek Kutuplu Global güç baskısına karşı koymak için Türkiye’yi desteklemek konusunda bütün gerekçelere sahip. Ancak bence burada Türkiye’nin de Rusya’nın Karadeniz’deki Ulusal çıkarları ve hassasiyetlerini ve NATO ya Karadeniz’de uçuş izni veremeyeceğimizi anlaması gerekiyor. Türkiye'nin her türlü araçla Karadeniz’deki varlığı meşru hakkıdır. Türkiye’nin askeri bir güç olarak da Karadeniz'deki varlığı meşrudur. Fakat NATO ülkesi olarak böyle değildir. Bağımsız bir ülke olarak ve çok kutupluk ekseninde mümkündür. Bireyi kesinlikle kabul etmeliyiz ki o da Türkiye’nin her türlü araçla Karadeniz'de askeri varlık gösterebileceğidir fakat NATO’nun Karadeniz'deki varlığını kabul edemeyiz. Bu ikisi tamamen birbirinden farklıdır. Çünkü buradaki güç dengelerini tamamen çok kutuplu dünya düzeni lehine değiştirmeye çalışıyoruz. Bu bir bakıma geleceğin kanunudur. Çok kutuplu dünyayı kurmak için tek kutuplu dünya düzenini yıkmak gerekiyor. Yeniden inşa etmenin mantıksal sonucu budur."

-Sayın Dugin, önümüzde ilginç bir tablo var; Güney Kıbrıs, Atlantik paktında konumlandı. Türkiye ve Rusya'nın yakın ilişkide olduğu bu günlerde sizce yakın bir gelecekte Rusya'nın Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni resmen tanıma olasılığı nedir?

"Evet, tamamen haklısınız güç dengeleri değişiyor. Tek kutuplu sistemde Kuzey Kıbrıs tarihine baktığımızda geçmişte NATO merkezli konseptin bir parçasıydı. Güney Kıbrıs ise gittikçe Rusya'ya yakınlaşmak istiyordu. Adanın bölgesel ayrışması bu şekildeydi. Fakat bununla birlikte 90'ların sonunda ve 2000'lerin başlarında Güney Kıbrıs finans kapital olanağı sağladı Rusların offshore hesaplarına ve bankacılık sistemine. Fakat şu anda durum tamamen değişti. Şimdi Türkiye çok kutupluluğu çok daha fazla istiyor ve Rusya'ya daha yakın. Ve Güney Kıbrıs artık Avrupa sisteminin bir parçası ve bu Rusya'nın buradaki offshore hesaplarının birçoğunu kapatmasına sebep oldu. Güney Kıbrıs buradaki eski rolünü kaybediyor ve , Birleşik Devletler ve Atlantik'e dayalı askeri aktörlerden biri haline geliyor . Yani bölgede roller değişiyor. Ve bence burada Kuzey Kıbrıs'ın bölgedeki rolü diğer ülkeler ve Rusya için büyüyor. Gerçekçi olursak ben Kuzey Kıbrıs'ın tanınacağını öngöremiyorum fakat örneğin Rusya ve Kuzey Kıbrıs'ın bu yeni duruma uygun özel ilişkiler kurmasını sağlayacak atılımlar yapabiliriz. Bu yeni durumda Kuzey Kıbrıs jeopolitik rolünü ve jeopolitik kimliğini değiştiriyor. Ben bunu uzun zaman önce işaret etmiştim ve karşılaştığımızda Rauf Denktaş'a da söylemiştim. Ve daha sonra Kuzey Kıbrıs'a gittiğimde de söylemiştim, bir konferansta Cem Gürdeniz’e, Amiral Cem Gürdeniz'in Mavi Vatan üzerine verdiği bir konferanstı, adı Mavi Savaşlar, Mavi Savaşlardı.

 Kuzey Kıbrıs konusundaki bu durumları uzun zaman önce anlamıştım. Şimdi sıra Moskova'nın ve Putin'in. Bu bölgedeki derin jeopolitik aldatmacayı anlamaya başladılar çünkü bizi de ilgilendiriyor. Ve bence Kuzey Kıbrıs ve Rusya arasındaki ilişkiler gelişebilir. Fakat buna simetrik adımlarla yanıt verilmesi gerekir Türkiye tarafından da. Örneğin Türkiye'nin Kırım'ı tanıması gibi, Kiev ile stratejik ortaklığını durdurması gibi. Rusya'nın Dağlık Karabağ konusundaki pozitif yaklaşımını göz ardı etmemesi ve Don bas, Pridnestrovie / Transdinyester'le özel ilişkiler kurması gibi. Tüm bu simetrik karşılıklarla değerlendirdiğimizde bence biz Kuzey Kıbrıs konusuna daha çok önem göstermeliyiz. Ve Türkiye de Rusya'nın etkili olduğu tartışmalı bölgelere daha çok önem göstermeli. Kırım, Don bas ve Transdinyester'in Rusya ile birleşmesi gibi. Neden Türkiye şartları daha iyileştirmek için resmi temsilci göndermesin örneğin Donbas ve Transdinyester'e. Buralarda Türkler yaşamıyor. Kırım'da ise oldukça önemli, oldukça nüfuzlu Türk delegasyonu var ve burada böyle bir süreç başladı. Bu kişiler arasında Erdoğan'ın da kuzeni olan Mehmet Mutlu var örneğin ve Türkiye Avrasya Hareketi'nden Hasan Cengiz bir başka grubu ziyaret etti. Bu açıdan simetrik anlamda Kırım süreci başladı. Fakat benim önerim; Rusya ve Kuzey Kıbrıs ilişkilerini geliştirmek için Türkiye’nin Rusya’nın etki alanı içinde olan diğer tartışmalı bölgelere de temsilciler göndermesi yönünde. Bence bu konuda Karabağ bir örnek oluşturdu ve Rusya ile Türkiye'nin fikir ayrılıklarına düşmeden birlikte hareket etmesinin nasıl pozitif etkileri olduğunu gösterdi. Aynı zamanda kendi ulusal çıkarlarımızı da korumuş olduk çünkü Azerbaycan burada savaşa sebep olan taraf değildi ve bizim ortak müttefikimizdi. Bakü hem Moskova ile müttefiklik ilişkilerini yürütüyor hem de Ankara ile çok yakın müttefiklik ilişkileri yürütüyor. Azerbaycan burada bize bir örnek oluşturdu; Türkiye ve Rusya ilişkilerinin gelecekte pozitif anlamda nasıl gelişeceğine dair. Azerbaycan bu anlamda bize geleceği gösteriyor. Ben geleceğe bakmakta ısrar ediyorum. Azerbaycan gelecektir. Azerbaycan bize gelecekte ilişkilerimizin nasıl olması gerektiğini gösteriyor. Ve ben bu gelecekteki pozitif olasılıkların Kuzey Kıbrıs ve Rusya arasındaki ilişkileri de geliştireceğini öngörüyorum. Aynı zamanda Türkiye ve Don bas ve Transdinyester arasındaki ilişkileri, Rusya ve Kırım arasındaki doğrudan ilişkileri de güçlendirecek. Türkiye'nin Kırım'daki varlığı buradaki yoğun varlığı ve müdahilliği her zaman sıcak karşılanmıştır. Kırım Türkiye için yabancı bir coğrafya değil. Türkiye’nin tarihinde yeri olan jeopolitik bir parçası. Rusya Türkiye ile burada gelişen dostluk bağlarını dikkate alıyor ve bu bağların önünde bir engel oluşturulmaması gerektiğini anlıyor. Bunu ben de anlıyorum fakat siz de anlamalısınız ki Kuzey Kırım bizim bir parçamız."

-Profesör Dugin, Cumhurbaşkanı Erdoğan Kafkasya'da bir platforma işaret etti, Türkiye, Azerbaycan, Rusya, Gürcistan, İran ve belki Ermenistan'ın da dahil olacağı. Siz ne düşünüyorsunuz böyle bir platform kurulur mu ve faydalı olur mu?

"Bence bu platform geleceğe dair olumlu bir atılım olur. Bizim buradaki durumu yeniden yapılandırmaya ihtiyacımız var. Sadece şu anki olgulara göre değil gelecekte bizi etkileyecek olan olgulara da bakarak. “Gelecek” pozitif bir güçtür. Geleceğin ontolojisi budur. “Gelecek” bir çeşit varlığa sahiptir. Erdoğan'ın önerdiği bu platform ontolojik olarak geleceğin pozitifliğinde yer alır. Ben kesinlikle bu projenin yararlı olacağına inanıyorum. Gerçekçi, kalıcı, pozitif değerlendiriyorum ve inşa edilen çok kutuplulukta yazılı olduğunu düşünüyorum. Bence bu bölgede bizim her şeyden önce dikkat etmemiz gereken şey Batı'nın hariç tutulması. Bu platformun en önemli özelliği bu olmalı. Asıl mesele bu; Avrupa'yı ve Birleşik Devletleri dışarıda tutmak. Bu bölgede etkileri sıfıra inmeli. Burada ne Brüksel'in ne Washington'ın ne NATO'nun ne Paris'in ne Berlin'in etkisi sıfır olmalı. Bu platformun uygulanabilmesi için bu bir ön koşuldur. Uygulanabilir bir platform kurmak istiyorsak Batı'yı dışarıda tutma konusunda hemfikir olmamız gerekiyor. Çünkü onlar her şeyi sabote edebilirler, hem de en başından. Tamamen dışarıda bırakılmalılar. Her şeyden önce bu Batı'nın meselesi değil, bu bizim meselemiz. İşte bu sebepten bu platform işleyecek. İşte bu sebepten bu platform ciddiyetle önemsenmeli. Burada görüyoruz ki Rusya, Türkiye ve İran, üç büyük bölgesel güç. Burada Ortodoksluğu Rusya, Sünni Türk İslam’ını Ankara ve Şii dünyasını İran temsil ediyor; sadece üç ülke olarak değil medeniyetler anlamında da. Ve Azerbaycan'a gelirsek, Azerbaycan'ın bu üç ülke ile de yakın ilişkileri var. Orijin olarak İran'ın bir parçası, Azerbaycan İran'ın Kuzey parçasıydı. Halka baktığımızda, Azerbaycan halkının çoğunu Türkler oluşturuyor. Ve Türkiye ile köklü, kültürel, tarihsel ve ruhsal sağlam bağları var. Aynı zamanda Rusya İmparatorluğunun ve Sovyetler Birliği'nin de bir parçasıydı. Yani üç dünyanın, üç medeniyetin parçası. İran’ın, Türkiye'nin ve Rusya'nın; Ortodoksların, Şii’lerin ve Sünniler'in parçası. Hepsinin karışımıdır. Bu yüzden Azerbaycan “Gelecek”tir, geleceğin yansımasıdır, geleceğin ülkesidir. Gürcistan’a gelirsek. Gürcistan'ın Batı etkisi altındaki bir alan olması tamamen olağandışıdır. Kültürel olarak açıklanamaz, tarihsel açıdan sapkınlıktır. Bizim bu bölgede Gürcistan'ın tam bağımsızlığını koruyarak Gürcistan'a bağımsız, Gürcü, Ortodoks Hristiyan kimliğini geri kazandırmamız gerekiyor. Batı'nın bir piyonu olarak değil, Batı'nın truva atı olarak değil. Bağımsız, egemen, Hristiyan bir güç olarak ve aynı zamanda İran, Türkiye ve Rusya imparatorluklarının bir parçası olarak. Ve Gürcistan'ın Güney Kafkaslardaki diğer ülkeler kadar önemli, çok önemli bir ülke olduğunu kabul etmemiz gerek. Bizim, Rusya, İran ve Türkiye olarak Gürcistan’la ilişkilerimizi canlandırmamız gerekiyor. Gürcistan’a pozitif bir biçimde müdahil olmamız gerekiyor; güvenliğini, bağımsızlığını, yetkin ekonomik refahını korumak için. Gürcistan'ın bize ihtiyacı var. Geçmişteki sorunları bir kenara bırakırsak Gürcistan'ın da Azerbaycan gibi geleceğin ülkesi olduğunu görürüz. Gürcistan Sayın Erdoğan'ın dediği gibi bu platformda yer alması gereken kilit ülkelerden biri. Fakat Ermenistan'ı da kesinlikle dışarıda bırakmamalıyız. Ermenistan'ı da bu oluşuma katmamız gerekiyor. Ermeniler her zaman bu bölgede yaşadılar. Anadolu’nun bir bölümünde, Kafkaslarda... Ermenistan için de aynı etkiler geçerli; İran'ın, Türkiye'nin ve Rusya'nın bir parçası. Osmanlı İmparatorluğu’nda yer almış kendine has bir millet. Ermeniler Ortodoks değiller, kendine has bir millet. Ermenileri Rusya'nın truva atı olmadıklarına ikna etmemiz gerekiyor. Batı'nın da truva atı değiller. Ermenistan Ermenilere ait olmalıdır. Ermenistan bölgenin bağımsız güçlerinden biri olarak geleceğin ülkeleri arasında yerini almalıdır; Güney Kafkasya'nın diğer iki büyük ülkesi gibi. Ermeniler şantajla, tehditle ikna edilemezler, ancak tam bağımsız bir ülke olarak kabul görürlerse ikna olurlar. Ve o zaman Güney Kafkaslar’ da bölge aktörlerinin hiçbirini dışarıda bırakmadan bu platformu kurabiliriz. Bu bölgeye ait hiçbir halkı, hiçbir ülkeyi, hiçbir medeniyeti. Dışarıda bırakmamalıyız. Erdoğan'ın burada Ermenistan'ın dahil edilecek taraflar arasında adını anması çok bilgece bir yaklaşımdır. Ermenistan ekonomik, stratejik, politik sorunlarını bu platform içinde yer alırsa çözebilir, dışında çözemez. Ermenistan'ın tahakküm altına girmesine izin veremeyiz Gürcistan'ın Saakaş Vili dönemindeki gibi. Bu ülkenin kimlik bütünlüğünü geri kazanmasını sağlamamız gerekiyor. Belki bölgesel sorunları yeniden gözden geçirmeliyiz. Belki bugünkü gibi ulusal devlet sınırları konusunda bu kadar ısrarcı olmamamız gerekiyordur. İnsanların taleplerini de dikkate almalıyız sadece devletlerin çıkarlarını değil. Kıtalar ölçeğinde, insanlar ölçeğinde, medeniyetler ölçeğinde düşünmeyi önemsemeliyiz, sadece ulusal devletler ölçeğinden bakmamalıyız. Ulusal devletler daima değişebilir. Geleceğin daha geniş, daha derin olduğunu daha fazlasını getirdiğini anlamalıyız. Sonuç olarak Ermenistan içeride Batı dışarıda kalmalı. Bu platformu gerçekleştirmenin koşulu budur. Erdoğan Platformu fikrinin en öndeki taraftarlarından, destekçilerinden biriyim. Çünkü bu geleceğe ait bir fikirdir. Bu platform olmadan geleceği şekillendiremeyiz. Karşılıklı güç dağılımlarını, karşılıklı çıkarları revize etmeli bu platformu yaratmalıyız. Ana prensiplerde anlaştıktan sonra ayrıntılara da odaklanmalıyız."

-Profesör Dugin, Birleşik Devletler seçimleri hakkında bir sorum olacak. Yeni bir seçim sonucu var. Biden Birleşmiş Milletlerin yeni başkanı seçildi. Siz ne düşünüyorsunuz, sizce Birleşmiş Milletlerin politikaları değişecek mi Biden döneminde?

"Bence gerçekten çok dramatik bir durum var Birleşik Devletler ‘de. Çünkü artık tek bir ülke yok karşımızda geçmişte olduğu gibi. Bu seçimlerle birlikte ben gelecekte iki Birleşik Devletler görüyorum. İki ayrı ülke var ve sadece Demokratlar ve Cumhuriyetçiler ya da Trup taraftarları ve Biden ya da Camala Harris taraftarları olarak da bölünmüş değiller. İki ayrı ideoloji var.

Biri, Yeni prograsiv, prograsiv yeni ultra liberal demokrasi ya da aşırı sol demokrasi, ben bunlara iberal Bolşeviklerin demokrasisi diyorum. Bunlar Biden, Camalar Harris. Bunlar, radikal totaliter ve karşıtlarına tamamen hoşgörüsüz. Bir de geleneklerine daha bağlı, muhafazakâr liberal demokrasi, muhafazakâr milli demokrasi var, Amerikan seçimlerinde halkın bu kesimi Trup tarafından temsil edildi. Her ikisi de Atlantikçi, her ikisi de liberal demokrasi. Fakat aralarındaki yarık büyüyor ve bu kutuplaşmayı dört yıl önce Trump başlattı. Bu seçimler ise Liberal Bolşevikler tarafından yani Biden ve Demokratlar tarafından düşmanlarına karşı yapılan hilelerle kazanıldı. Birleşik Devletlerde bir iç savaş var. Bu seçim her zaman ki olağan seçimlerden değil. Bu tam anlamıyla bir iç savaş ve Birleşik Devletlerde gücün merkezinden sahillerine nasıl bölündüğünü görebiliyoruz. Merkez bölgelerde oyları Trump’ın, sahil bölgelerinde oyları Biden’ın aldığını görüyoruz. Bu bize iç jeopolitiği gösteriyor.

İki ayrı bölge var; Liberal Bolşevikler tarafından temsil edilen Sahil Birleşik Devletleri var. Ve orta bölgedeki Merkez Birleşik Devletleri var. Trump ve Cumhuriyetçi Muhafazakâr Geleneksel Liberal Demokrasi tarafından temsil edilen. Yani liberal Demokrasi'den ayrılan iki kol var; biri Biden tarafından temsil edilen aşırı sol diğeri Trump tarafından temsil edilen aşırı sağ. Ve zaferin kazananı Biden oldu. Fakat bu çalınmış bir zaferdir. Demokratlar tarafından, Liberal Bolşevikler tarafından birçok hileye başvurulan, birçok suç eylemi içeren bir zaferdir. Bir anlamda renkli devrim yapmışlardır Birleşik Devletlerde. Tüm globalmişler bunu iyi bilir,

Renkli devrim adı altında globalmişler Erdoğan'ı da devirmek istemişlerdi. Taksim eylemlerinde bilinçsiz destekçiler ve Gülencilerle yapmaya çalışmışlardı bunu. Tamamen aynı strateji. Bu stratejiyi bu kez Birleşik Devletler ‘de kendi halkları üzerinde kullandılar. Karşı fraksiyondaki Amerikan halkı üzerinde kullandılar. Sonuç olarak ben iki ayrı Amerika Birleşik Devletleri görüyorum; Merkez Amerika’sı ve Sahil Amerika'sı. Sahil Amerika’sı suç eylemleriyle bu seçimi Merkez Amerika’sından aldılar. Ve bence Biden çatışmaları daha fazla teşvik edecek çünkü kesinlikle Rusya'dan nefret ediyor, Erdoğan'dan nefret ediyor, İran'dan nefret ediyor ve Çin'den de nefret ediyor. Birleşik Devletlerde Biden'ın Çin yanlısı olduğu gibi bir imaj var. Oysa Biden Çin'in bağımsız olarak büyümesinden yana politikaların karşısında. Çin politikasının liberal kanadını destekliyor. Sonuç olarak o bir globaliz, tek kutupluluktan yana, radikal aşırı sol liberali, Liberal Bolşevik. Fakat, aşırı solun bu şekli kapitalin karşısında değil kapitalin ta kendisidir. Enternasyonal Büyük Finansı temsil eder, işçileri temsil eden bir stratejisi yoktur. Büyük finans tüm alt sınıfları kullanır. Kendi düşmanlarını yok etmek amacıyla önceden dizayn eder; sadece Birleşik Devletleri’n dışında değil Birleşik Devletleri’n içinde de.

Ben Birleşik Devletlere karşı değil Biden’a karşı savaşmamız gerektiğini düşünüyorum. Amerika'yı Ortadoğu'dan kovmalıyız, Akdeniz'den kovmalıyız, Avrasya'dan kovmalıyız, Kafkaslar'dan kovmalıyız, çok kutuplu bir düzen kurmak için. Fakat şunu anlamalıyız ki Amerikan halkı içinde de müttefiklerimiz var. Merkez Amerikalıları. Trump pek sayılmaz ama Trumpçılar bizim müttefikimiz ve bizim tahmin edebileceğimizden çok çok daha yakınlar bize. Trump Erdoğan'dan pek hoşlanmadı, Trump İran'dan da pek hoşlanmadı, açıkça gördük ki Ruslardan da hoşlanmıyor. Trump bir şans sayılmaz fakat diğer Amerika'yı temsil ediyor ve bu Amerika çok kutupluluğa katılabilir. Trump'ın gelecekte yeri var. Fakat Biden yalnız kendiyle iş birliği yapar bu yüzden çözümsüz bir geçmiştir. Biz gelecekteki çok kutuplu dünya için geçmişin bu tek kutuplu dünyasına karşı savaşmalıyız. Şu anın gerektirdiği budur. Ve aynı savaş şu an Birleşik Devletler'de yaşanıyor. Amerika'nın geleceğindeki çok kutupluluğu Trumpizm temsil ediyor. Kastettiğim Trump değil, gelecekte yeri olan Trumpistler. Globalist, agresif, tek kutuplu demokrasinin savunucuları, Biden'ın bu çalıntı zaferiyle geri gelenler, bunlar daha önce Büyük Ortadoğu Projesi'nin mimarları olan insanlar, tam olarak aynı insanlar. Bildiğiniz gibi bu projeyle Türkiye’yi böleceklerdi ve Bağımsız Kürdistan’ı kuracaklardı. Benim fikrim bizim bir an önce mücadeleye başlamamız gerektiği yönünde. Biden Beyaz Saray'a ayak basar basmaz Birleşik Devletlere karşı mücadeleye başlamalıyız. Bu bir sorumluluktur. Rusya için bu kaçınılmazdır ama Türkiye, İran ve Çin için de öyledir. Aynı zamanda hem tek kutuplulukta hem de çok kutuplulukta yer alamazlar. Ya O ya diğeri. Ya Tek kutupluluk ya çok kutupluluk. Biden tek kutuplu dünya düzeninin vücut bulmuş halidir. Radikal aşırı solun küreselleşmesidir. Totaliter radikal Bolşevik liberalizmidir. Bizim bununla mücadele etmemiz gerek. Bizim bunun toplumumuza sızmış tüm bağlarıyla da mücadele etmemiz gerek. Amerikan etki ajanlarını ortaya çıkarmalıyız, üstelik bunlar tek bir partinin etki ajanları. Amerika'nın bir yarısı için çalışıyorlar diğer yarısı için çalışmıyorlar. Amerika'nın bir yarısındaki radikal, aşırılık yanlısı, aşırı liberalizm ideolojisi için çalışıyorlar. Bizim kendi bağımsız politik sistemimizi kurmak için bu aşırı sol liberalizme karşı savaşmamız gerekiyor, Batı'nın herhangi bir şekilde dikte ettiği hiçbir şey dikkate alınmamalı. Bizim insanlarımız kendi istedikleri politik, ekonomik, sosyal sistemi kurmakta özgür olmalı. Hiç itibar etmemeliyiz, globalcilerin bize evrenselmiş gibi empoze etmeye çalıştığı görüşlere, çünkü evrensel değiller. Birleşik Devletlerde bile kabul görmüyor bu görüşler çünkü Amerika'nın yarısı itiraz ediyor, meydan okuyor bu görüşlere. Bence Biden'a karşı savaşmamız gerekiyor; Çünkü Biden tam anlamıyla “kötü” dür. Biden'a hayır! Temsilcilerine hayır! Amerika Birleşik Devletleri’ne Biden’la ilintili olarak hizmet eden her şey baltalanmalı, engellenmeli, yalanlanmalı, reddedilmeli."

-Sayın Dugin, son sorum fütürist bir soru Dünya çapında birçok teknolojik gelişme yaşıyoruz. Siber güvenlik, blockchain, dijital para, yapay zekâ ve robotlar gibi. Siz nasıl bakıyorsunuz? Avrasya'yı geleceğin teknolojileri konusunda, endüstri devrimi konusunda nerede görüyorsunuz?

"Her şeyden önce şunu anlamalıyız ki bugün teknoloji dediğimiz şey sadece teknik gelişme değildir. İdeolojiktir. Bu insanın yabancılaşma sürecidir, özne ile nesne arasındaki, insanla doğa arasındaki. Bu teknik, tam aramızda dururken bizi birbirimizden çok çok daha fazla ayırır. Tekniği, öznelere nesneler üzerinde daha fazla güç sağlamak için kullanmaya çalışmak bizi objelerin kölesi haline getiriyor. Teknik gelişim ilerledikçe insan gerçeklik mekanik organizasyonunun bir parçası haline geliyor. Bu temel felsefi, metafiziksel bir risk. Teknoloji doğal bir kavram değil. Ve çok çok tehlikeli. Metafiziksel bir yabancılaşma sorunu. Öncelikle tekniğin felsefi ve metafiziksel özünü kavramalıyız. Teknik doğal bir kavram değil ve sadece bir araç değil. Medyanın verdiği mesaj şu; Teknoloji gerçeğin yeni efendisi olacak. İnsan öznesine hizmet eden teknoloji doğaya uyum sağlamalı, nesneler üzerinde tam kontrolümüz olmalı. Teknolojiyi baskı altında tutmalıyız. Ancak ondan sonra, ancak öznenin, insanın itibarını koruyarak; kültürünü, kimliğini, toplumu koruyarak. Ancak ondan sonra teknolojiyi bize araç olacak şekilde kullanabiliriz. Yapay zekâ, siber uzay gibi kavramların bizim efendilerimiz olacağını düşünmek rahatsız edici. Tüm insanlığın bu tamamen  bağımsız teknolojiye boyun eğeceğini düşünmek rahatsız edici. Bununla mücadele etmemiz gerekir. Ondan sonra yaratabiliriz, hayal edebiliriz, teknik sanata dönüştürebiliriz. Eski Yunanda Teknik kelimesi ilk başta sanat anlamında kullanılır. Teknolojiyi sanat sayesinde yaratıcılığa dönüştürebiliriz. Yeni bir teknoloji kalkınması yapacaksak bunu yaratıcılıkla desteklemeliyiz ve kültürel kurallarımızla yapmalıyız, teknoloji kuralları yıkmamalı. Atlantik kaynaklı bu kuralsız teknolojiyi dönüştürmeliyiz. Bu teknoloji globalistlere aittir, aşırı sol liberal Bolşeviklere aittir. Bizim ruhu olmayan, insani değerleri olmayan bu teknolojiyi ve yapay zekâ teknolojisini, nesneler için düzenlenmiş bu ontolojiyi, yaratıcı tavrı olan teknolojiyle, Avrasya teknolojisiyle dönüştürmeliyiz. Kurallardan başlamalıyız. Teknoloji bizim kimliğimizi yansıtmalı, jeopolitik hassasiyetlerimizi korumalı, çok kutuplu dünya düzenine uymalı. Çünkü teknoloji şu anda tek kutuplu. Tek kutuplu dünyaya ait bu teknolojiyi çok kutuplu dünyanın teknolojisine dönüştürmeliyiz. Çin'in bu konuda bazı adımları var. Globalist agresif bazı sosyal servisleri yasakladı. Google, Facebook, Twitter bunlar yalnız teknoloji değil. Seçim kampanyalarında gördük ki bu sosyal servisler tek bir partinin politik enstrümanları. Tek bir partinin. Amerika Birleşik Devletleri'nin değil, Amerika'nın tek bir partisinin enstrümanları. Örneğin Google doğal değil. Google sizi öldürüyor. Google sizin ideolojik efendiniz. Amazon, Google, Facebook, Twitter sizi köleleştirme araçları, bizi köleleştirme araçları. Bizi izliyorlar, bizi dışlıyorlar, bizi yok sayıyorlar, bizi baskılıyorlar. Bizim efendimiz olmaya çalışıyorlar. Teknoloji doğal değil. Teknoloji ideolojik silah. Bizim alternatif teknolojiler yaratmamız gerekiyor. Teknoloji rekabet temeline dayanmıyor savaş temellerine dayanıyor. Google da Facebook da Twitter ve Youtube da bunların hiçbiri doğal değil. Örneğin benim Google'daki hesabımı iptal ettiler, Youtube, Twitter, İnstagram hesaplarımı hiçbir açıklama yapmadan iptal ettiler. Çünkü benim görüşlerim, benim felsefe derslerim onların ideolojik vizyonuyla uyuşmuyor. Bu katıksız sansürdür. Birleşik Devletler ‘de de aynısını yapıyorlar. Trump’ın twitlerini sansürlüyorlar. Şunu kabul etmeliyiz ki totaliterlikleri doğal. Microsoft, Apple, Wenet kullanmamalıyız çünkü bunlar ideolojik silahın parçaları. Bu yapay zekanın parçaları. Kesinlikle doğal değil. Tüm bu globalist teknolojiyi yıkmalıyız ve alternatif teknolojiler üretmeli ve desteklemeliyiz.

Çin, Çinliler bu konuda adımlar atıyorlar, kendilerini, toplumlarını bu ideolojik manipülasyondan koruyorlar. Rusya bu konuya uzak kalıyor. Türkiye ise bir anlamda ilerleme gösteriyor. Teknolojiyi dönüştürmek konusunda değil ama en azından toksik globalist teknolojinin Türkiye'deki zehirli etkilerini öğrenmeye çalışıyor. Teknoloji zehirdir. Uyuşturuluyoruz Siber uzay zehirli bir ortamdır ve kendimizi bu ortamdan virüsten koruduğumuz gibi korumalıyız. Bu türdeki teknoloji bizi öldürür, itaat ettirir, bizi köleleştirir. Buna teslim olmamalı, kendimizi özgürleştirmeliyiz. Ama bunu da teknolojisiz yapamayız, o yüzden alternatif metafiziksel teknolojiye ihtiyacımız var. Çok kutupluluğun teknolojik geleceğinde uyanıklığımızı korumalıyız, kimliğimizi korumalıyız. Bizim halkımızın, bizim insanlarımızın köleleşmesini önlemeliyiz, bu teknoloji görüntüsünün parlaklığı karşısında."

-Sayın Dugin çok teşekkür ederiz bu röportaj için. Sizi tekrar görmek güzeldi. Çok teşekkürler.

"Rica ederim. En iyi dileklerimle."

Söyleşi tarihi: 02 Ocak 


Yorum Ekle comment Yorumlar (0)

Yapılan yorumlarda IP Bilgileriniz kayıt altına alınmaktadır..!

    Bu Habere Hen?z Yorum Yap?lmam??..!
 
  HIZLI ARA
 
 
 
  HAVA DURUMU
 
..

Mersin Haberleri, Mersin Son Dakika, Mersin Haber, Haberler, Son Dakika, Mersin, Mersin Siyaset



 
 
ANASAYFA İLETİŞİM KÜNYE GİRİŞ SAYFAM YAP SIK KULLANILANLARA EKLE GİZLİLİK İLKELERİ

 
Siteden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
demokratmersin.com © Copyright 2007-2021 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz, kopyalanamaz, kullanılamaz.

URA MEDYA